''GÜZELLİĞİN BİR SIRRI OLMALI''



Güzelliğinin Bir Sırrı Olmalı


Banliyö trenindeyiz… Vakit öğleden sonra… Vagonun içindeki insanları izliyorum, yüzlerine bakıyorum. Sonra gözüme cam kenarındaki koltukta oturan yaşlı bir adam takılıyor. Telaşsız bir halde, yüzü apaydınlık, camdan dışarı bakıyor yaşlı adam. Gözlerinde sanki onunla beraber doğmuş, büyümüş bir gülümseme var. Kırışık yüzündeki canlılık, en ala makyajlanmış yüzlerden bile daha güzel. Işıl ışıl bir insanı izliyorum işte ve gözlerindeki ışığa, yüzündeki güzelliğe imreniyorum. Ölmeden önce gözlerime ve yüzüme öyle bir aydınlık kazanmak isterken buluyorum kendimi…

“İnsanoğlu, temizlendiğinde, yeryüzünde ondan daha güzel bir manzara bulamazsın. Aynı insan kirlendiğinde de ondan daha çirkin bir dekor yoktur.” der rehber. Rehber o kadar haklı ki, tam da öyle bir manzara karşısındayım. En güzel cam kenarından bile daha güzel bir yerde duruyorum. Yaşlandığında bile yüzünde bir bebeğin aydınlığını taşıyabilmeyi başarmış, kendisini temiz tutabilmeyi becerebilmiş yaşlı adamı, hiç tanışmasak bile seviveriyorum. Başka insanları hatırlıyorum aynı güzelliğe sahip… Kahkahalar atmadığı halde ruhu gülümseyen insanları hatırlıyorum… Dünya bu kadar kirlenirken, insanlar bu kadar bencilleşirken, temizliğini koruyabilmiş insanların olması umut veriyor. Üstelik onları artık daha kolay tanıyabiliyorsunuz. Bunca siyahlığın içinde beyaza yakın kalabilenler hemen fark edilebiliyorlar. Onların elleri, saçları, oturuşları bile gülümsüyor… Zoraki bir gülümseme değil ama bu. Bu, kazanıldığı her halinden belli olan bir güzelliğin yansıması

Peki bu güzelliğin sırrı ne olabilir? Nedir insanın gözlerini ışıl ışıl parlatan? Nedir insanı sevilebilir yapan?

Bu her hali gülümseyen insanların ortak özelliklerini düşün, diyor. Sonunda gerçek kendisini gösteriyor; Bu güzel insanların hepsinin emek harcadıkları bir uğraşları var. Hepsinin bedelini ödemekten keyif aldıkları bir hedefleri var. Kendilerini dinamik tuttukları, hareket ettikleri, ilgilendikleri bir konu var. Onlara verilmiş olan gücü, enerjiyi doğru yere harcayıp, doğru şeyler üretiyorlar. Nadiren şikayet ediyorlar, problemleri yaşamıyorlar, onları çözmek için uğraşıyorlar. Dertleri çok acayip biri olmak değil. Herkesten daha iyi olmak gibi bir kaygıları da yok. Onlar sadece hedeflerinin sorumluluğunu taşıyabilmek için uğraşıyorlar. Bedel ödemeye heves ediyorlar.

Durduk yere bedel ödemek değil onların yaptığı; Onlar bir amaç uğruna, doğru bedelleri üretmeye çalışıyorlar. İyiler ezilir görüntüsüne aldanmadan, hem iyi hem de güçlü olabilmeye çalışıyorlar. Başkalarından bir şey beklemeyen, aksine rahatlık ve rehavet içinde olmaktan hoşlanmayan insanlar onlar. İlk bakışta enayi gibi gözüküyorlar ama uzun vadede kazançlı çıkan onlar. Bugünün toplumlarına baktığınızda tuhaf diyebileceğiniz insanlar aslında onlar. Çünkü onlar birilerine yük olmaktan ziyade, yüklenen olmayı tercih ediyorlar. Herkesin tüketmeye hevesli olduğu bir yerde onlar tüketimlerini kontrol ediyorlar. Az harcıyorlar, hayata az yük olmaya çalışıyorlar. Herkesin birbirini kazıklamaya çalıştığı bir yerde onlar hak edenlerden olmak istiyorlar. Gerçekten tuhaflar! İşin ilginç yanı, tuhaf olmalarına rağmen mutlular. İç huzurlarını koruyabilmeyi başarabiliyorlar. Herkes korku içindeyken, kaygılıyken, panik nöbetleri geçirirken, onlar huzurlarını koruyabiliyorlar. Bütün bunları çok özel insanlar oldukları için yapmıyorlar. Çok acayip bir yaratılışa sahip oldukları için de değil. Onlar bu hali kazanıyorlar. Sürekli bir uğraşlarının olması kazanıyor olmalarının temel sebebi. Onların her zaman bir hedefi var. Üretiyor olmaları, onları canlı, dinamik ve hareketli tutuyor. Hareket ettikleri için sürekli temiz kalabiliyorlar. Yaratıcının insana emanet ettiği temizliği koruyabildikleri için ruhlarındaki güzellik bedenlerine yansıyor.

Doğal insan güzelliğini taşıyorlar; makyajsız ve estetiksiz! Böyle olunca en tipsiz zannedilen insan bile göze güzel gözüküyor. Ve bütün bunlar bir hedefle başlıyor. İnsanoğlunun, “istemesini” bir üretime yönlendirmesiyle başlıyor. Gerçek güzelliğin sırrı; anlık bedeller üretebileceğin bir hedefte gizleniyor. Biz, ilgimizi tüketmekten çekip, üretmeye verdiğimiz zaman gerçekten güzelleşmeye başlıyoruz. Bedel kokan, gözlerinin içi gülen, oturduğu yerde hiçbir şey tüketmese bile mutlu olabilen insanlar olmaya başlıyoruz. Şimdi bütün bunlar gerçekten çok acayip! Çünkü bugün bize söylenenlerle hiç alakası yok. Siz de biliyorsunuz, bugün bize tam aksini yapmamız söyleniyor;

“Alın, tüketin çünkü siz en iyisine layıksınız”

“Alın, tüketin, harcadıkça kazanın”

Bu mu en iyisi dedikleri? Sürekli huzursuz, kaygıları tavan yapmış, panik halde gezen, kendisini mutlu etmekten aciz düşmüş olmak mı insanın hak ettiği ve layık olduğu?

“Al, ye, iç, harca, gez, daha çok al, daha çok harca, daha çok gez, kork, savaş ama mutlaka tüket! Arzularının peşinden koş ama sakın üretim için harekete geçme. Kazanmak mı istiyorsun? Kurnaz ol, fırsatları kaçırma.”

Hangi fırsatlar bunlar peki?

“Diğerleri kaybederken onların zararlarından faydalan mesela.”

Bu mu insanı temiz tutabilecek olan yöntem?

Bugünün topluluklarında, insanlar ruha sahip bedenler olduklarına inandırılıyor.

Cesedimize takılar ekleyerek, onu süsleyerek geçici bir güzelliğin peşinde koşturuluyoruz. Makyajımız olmadan, markalı giyinmeden, çok acayip bir arabamız olmadan biz doğru düzgün bir erkek ya da kadın değiliz. Bunlar yoksa eksik insanız, oyuncaklarımız yoksa yazık insanız biz. Bankalarda biriken rakamlarımız yoksa biz bir hiçiz. Eğer kremler sürünmüyorsak güzel olmamız mümkün değil bizim.

Bu mu şimdi insanı güzel yapan? Bir kutu krem mi? Giydiğim kıyafetlerin acayip olması mı gerçekten beni sevdiren? Yani, ben arabamın yaptığı hız yüzünden mi değer görüyorum? Dünyadayken kazanabildiğim güzellik bu mu yani şimdi?

Sürekli bir güzelliğe sahip olmak varken, biz sahte olanı tercih ettiğimizin farkında bile olamıyoruz. Arzularımız, hedeflerimizin önüne geçtikçe gerçeği fark etmekte daha da zorlanıyoruz. Tüketim isteğimiz, üretim isteğimizin önüne geçtikçe kirleniyoruz. Her geçen saat sahte olana daha muhtaç hale geliyoruz. İşte o zaman insan kendi gerçeğini kaybetmeye ve çirkinleşmeye başlıyor. İşte o zaman insan canlılığını kaybetmeye başlıyor. Yüzümüzdeki ışık, gözlerimizdeki canlılık, biz tüketici oldukça kayboluyor. Dışarıdan güzelmiş gibi gözüken ama içerisinde huzursuz ve kaygılı insanlar oluyoruz. Gözümüzün önünde büyük bir kandırmaca oynanıyor. Bu kandırmacadan, bu kabustan uyanmadan gerçeği görebilmek ise mümkün değil.

Peki sen hangisini isterdin? Gerçeği görebilmek mi yoksa sahteliklerle gözü boyanan, kandırılan bir insan olmak mı? Gerçekten güzelleşebilmek ister miydin? Bunca kaosun içinde iç huzuruna yeniden kavuşabilmek ister miydin? Zaten senin olan temizliği yeniden kazanabilmek ister miydin?

O zaman şunu hatırlayabilmemiz gerekiyor; Biz, insanlar ruha sahip bedenler değil, bedene sahip ruhlarız. Bize güzelliğimizi kazandıran, gözümüzü parlatan, hedeflerimize ulaşmak için ürettiğimiz bedeller. Yaşam amacımıza ulaşmak için belirlediğimiz hedefler, bizi canlı yapan. Her şeyi istemek, her şeyi tüketebiliyor olmak değil bizi temizleyen. Bizi temiz tutan şey üretebiliyor olmak. Bu hayatta yük olarak gelip gitmek değil, yükü paylaşabilenlerden olmak, bizi güzelleştiren… Etrafınıza bakın, gözlerinin içi gülen, ruhu gülümseyen her insanın yaşamak için bir uğraşı olduğunu göreceksiniz. Kimsenin önemsemediği bir iş bile olsa, o insanı canlı kılan bir hedef olduğunu fark edeceksiniz. Ve o insana her baktığınızda dünyanın en güzel manzarasını izleyeceksiniz.


Yorumlar

  1. "Bedene sahip ruhlar" bedenin gelip geçici olduğunun ve görevlerinin olduğunun bu muhteşem manzarada bütünü tamamlayan bir parça olduklarının bilinciyle ne yapması gerektiğini, bedenlerinin de bir emanet olduğunu bilerek yaşarlar.Güzelliğin yani hakkın yansıyan nurunun dış güzellikten çok içten geldiğini tespit eden bu yazının yazarına Kamer Gündüze AŞK ola. sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  2. cok guzel bir yazi.. tebrik ederim yegenini... Ruhumuz gida almali ki disariya da guzel yansisin... Sevgiler medinem

    YanıtlaSil

Yorum Gönder


UĞRADIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.

Bu blogdaki popüler yayınlar