KISA BİR SÜRE ARA VERMEDEN ÖNCE...



Pollyanna'cılık Güzel mi!

"Acaba olan biten her şeyden memnun olmaya çalışmak, yaşanan kötülükleri görmezden gelmek, hiçbir tepki göstermemek, hep içe atıp dışarı belli etmemek doğru mudur?


Çektiklerini kimseye söylemeyen, her şeyi içine atan, kızdığını kendisini üzen kişilere bile belli etmeyen, hep memnunmuş gibi yapan insanda ruhsal hastalıklar oluşuyor mu? Biliyoruz ki tepkilerini anında dile getiren, her şeyi hemen söyleyen, soru soran, çözüm getirmek için çabalayan insanlar, içine atanlara oranla daha sağlıklı oluyorlar. İçe atılanlar birikiyor ve hiç de hoş olmayan biçimde, bir zaman patlak veriyor çünkü. Bulunduğu ve hiç de hoşnut olmadığı ortamdan, "beterin beteri var" diyerek, kurtulmaya çabalamayan, teslim olan ve hiç de şikâyet etmemeye çalışan, yani bir çeşit "Polyanna'cılık" oynayan birinin, mutluluğu yakalamasına, başarılı olmasına imkân var mıdır hiç?

Örneğin şu düşüncelere bir göz atalım:

"Kocam benimle hiç ilgilenmiyor, içki içiyor, geceleri geç geliyor, yüzüme bile bakmıyor, ama ne yapalım, yalnız oturmaktan iyidir..."

"Onunla sevişmekten hiç zevk almıyorum, ona dokunmak bile istemiyorum artık, çünkü bugüne dek hiç doyuma ulaşmadım. O kadar bencil ki sormuyor bile bana. Ama bir başkasıyla daha mı iyi olurdu acaba?"

"İşimden hiç memnun değilim. Şefimle aram iyi değil. Belli ki beni sevmiyor, hep engellemeye çalışıyor. Ama şimdi yeni bir iş için uğraşmak,kendini kabul ettirmeye çalışmak da öyle zor ki..."

"Sevgilim beni aldattı. Herhalde bu küçük bir kaçamak. Ama erkekler için bu ihtiyaç, ne yapalım. Beni terk etmesin de..."

"Çok kilo aldım. Elbiselerimin çoğuna sığamıyorum. Zayıflamak artık çok zor, bari daha fazla kilo almamak için uğraşayım. Hem canım bazı erkekler de şişman seviyor."

---

Bunları istediğimiz kadar uzatabiliriz. Hayat hoşlanmadığımız, ama bunu örtbas edip, baskı altına aldığımız olaylarla dolu. Ve "Polyanna usulü tembelliğimiz" yüzünden pek çok şeyi düzeltemiyoruz, düzeltemediğimiz için de mutsuz kalıyoruz.

Oysa memnun olma oyununu, yani kendimizi kandırmayı bıraksak, mutlu olmadığımız durumu ortaya dökeceğiz ve belki de kısa süreli bir mücadele sonucundan ondan kurtulup gideceğiz.

Elbette ki kimseye kavgacı olmayı önermiyorum ama, başkalarını üzmemek, kendimizi yormamak, yeni bir mücadeleye girmemek, başarısız olmamak, sevimsiz görünmemek için de hep güler yüzlü görünmek gerekmiyor. "Ensesine vur, lokmasını al" tarzı insanlar da başkaları tarafından pek hoş görülmüyordur sanırım. Bir kere sıradan ve renksizdirler mutlaka.

Yaşarken, her şartta hoşnutsuz olup, hiçbir iyi durumu görmemek, hoşlukları fark edip onların değerini anlamamak ne kadar kötüyse, olumsuzlukları görmezden gelmek de o kadar kötü bence.

Her şeyi olduğu gibi algılayıp, yorumlamamız gerekiyor. İyilikleri büyük bir abartıyla yaşayalım, onların kıymetini bilelim, ama kötülükleri sindirmeye çalışmayalım, onlardan kurtulmaya bakalım. Yani kötülüklere de hoşgörüyle ve gülümseyerek bakılırsa, o kötülükler hiç düzelmeden hep aynı kalmaz mı?

Hem kendi özelimizde, hem de tüm hayatımızda.


DUYGU ASENA / Nur içinde yatsın...

Yorumlar

  1. tabıkı de hep aynı kalır düzelmesını beklemek aptallık olurdu bazen ıcındekını pat dıye soyeyen ınsanlara hayran kalıyorum ve onlara kımse kırılmıyo bılıyormusun ay nekadar dogal ıcınde kotuluk yok denılıyo pekı ben aynı seyı yapmış olsam benım ıcımde kotulukmu olmuş olucak ozaman ben kotu oluyorum bende buna anlam veremıyorum dobra olayım dıyorum ıcımdekını soyleyeyım dıyorum ama olmuyo sana surat yapıyorlşar e noluyo ,bu seferde ben huzursuz oluyorum ,demesemıydım acaba ,dıye zaten bu düşünceler degılmıdır ınsanı yıpratan deprasanlar kullanmaya sevk eden benım gıbı...

    YanıtlaSil
  2. Pollyanacılık aslında bu değil... Yani herşeyi içine atıp, sessiz kalmak, kaderine boyun eğmek değil. Sadece olayların iyi tarafını bulabilmek, o tarafından mutlu olabilmek, yani iyimserlik.
    Bunun dışında,
    Elbette olaylar karşısında sessiz kalmak, haksızlıklara boyun eğmek, öfkeyi dışa vurmamak, içine atmak gibi olaylar insanın kendine yaptığı eziyettir bence. Maalesef bazı insanlar kaderci, kaderim bu deyip oturuyorlar yerlerine, aslında bu tembelliğin, pısırıklılığın ta kendisi.
    Bu konu neden gündemine geldi bilemiyorum, ama böyle konularda söyleyebileceğim çoook şeyler olabilir:))

    YanıtlaSil
  3. Selamlar canım, ben namı diğer "hobicell"

    Bundan sonra;

    http://hobibox.blogspot.com/

    Adlı blogumdan sizlere seslenicem. Googleın bitmek bilmez sorunları yüzünden, siteme ulaşılamıyordu. Bu yüzden çareyi taşınmakta buldum. 340 izleycimi geride bırakmak zorunda kaldım ama umarım yeni evimde beni yanlız bırakmaz, yorum ve ziyaretlerinizi esirgemezsiniz. Şimdiden teşekkür ediyor, kocaman sevgilerimi bırakıyorum.

    hobibox (Afet Ergü)

    YanıtlaSil
  4. bu durum pollyannacılık değil bence,
    bu görmezden gelmek ya da dozu kaçmış bir şükür gibi:)
    bardağın dolu tarafını görmek olabilir ama kocasının aldattığı kadının bunu kabullenmesi kesinlikle olamaz bence.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder


UĞRADIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.

Bu blogdaki popüler yayınlar